Anasayfaya Dön » Sektörel 21.04.2014 02:27
Rönesans Holding Nasıl Kuruldu?

Rönesans Holding Nasıl Kuruldu?

Grubun kurucusu Erman Ilıcak bu yöneticilerle maaş konuşmuyor. Ilıcak, yönetici ortaklara kârdan pay veriyor.

Rönesans, kısa sürede Türkiye'nin üçüncü büyük müteahhitlik grubu oldu. Yurtdışı taahhüt işlerinin toplamı 3 milyar dolara ulaşan Rönesans'ı 30 yönetici ortak yönetiyor. Grubun kurucusu Erman Ilıcak bu yöneticilerle maaş konuşmuyor. Ilıcak, yönetici ortaklara kârdan pay veriyor.

18 yıl önce Rusya’nın St. Petersburg kentinde 30 bin dolarlık sermayeyle başlayan yürüyüş bugün ortaya dev bir inşaat grubunu çıkardı. Erman Ilıcak’ın genç bir işadamı olarak 1993 yılında St. Petersburg’da mütevazı koşullarda kurduğu ve ilk işini bir seri ilan gazetesine verdiği “İtinayla tamirat yapılır” ilanıyla bulan Rönesans, bugün farklı coğrafyalarda faaliyet gösteren 12 binden fazla çalışanıyla, yurtdışı taahhüt işlerinin toplamı 3 milyar dolara ulaşan, uluslararası pazarlarda iş yapan en büyük üçüncü Türk müteahhitlik grubu haline geldi.

Rönesans Holding, faaliyetlerini çatısı altındaki Rönesans İnşaat, Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ ve Rönesans Enerji ile farklı alanlarda yürütüyor. Rönesans İnşaat Rusya, Türkiye, Libya, Türkmenistan, Ukrayna, Suriye, Suudi Arabistan ve Katar’da AVM’ler, havaalanları, fabrikalar ve üniversiteler inşa ediyor, karma inşaat projelerini hayata geçiriyor. Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ ise grubun gayrimenkul yatırım ve geliştirme faaliyetlerini yürütüyor. Rönesans Enerji ise hidroelektrik santralları inşa ediyor. Bu üç şirketin yüzde 100 hissesi de Rönesans Holding’e ait. Holdingin hisselerinin neredeyse tamamına yakını ise kurucu Erman Ilıcak’ın.

Sihirli formül var mı?

Ailenin diğer fertlerinin de bir miktar hissesi bulunuyor. Kuruluşundan beri her yıl yüzde 64 oranında büyüyen Rönesans Holding’in sihirli formülünü Yönetim Kurulu Başkanı Erman Ilıcak şöyle anlatıyor:
“Tüm model en büyük değerin insanlar olduğu üzerine kurulu. Eskiden müteahhitlik başka şekilde yapılıyordu. Makineler ya da ilişkiler üzerine kurulu bir yapı vardı. Müteahhidin en güvendiği şey, ilişkileri artı makine parkıydı. Tek başına bir adam olurdu, herkesi tanır, işi alırdı. Sonra dönüp o makine parkıyla işleri yapardı. Ancak iş değişti şimdi. Şimdi iş artık tamamen insan üzerine kurulu. İyi yetişmiş genç çocukların hepsi devreye girdi, onlar artık işi götürüyor. Bugün her şeyi kiralayabiliyoruz ya da her şeyi üçüncü birine yaptırabiliyoruz ama tek yaptıramadığımız şey, tek kiralayamadığımız o güvenebileceğimiz insanlar. Bu güvenebileceğimiz insanlar üzerine biz bir yapı inşa ettik biz ve o da tuttu.”

‘Şirkete hakkı geçmesin’

Zaman içinde grup büyüyüp, insanlar birbirlerini daha iyi anlar hale gelmeye başlayınca yönetici ortak modeline dönülmüş. Bugün grupta 30 yönetici ortak var. Sıfatları ortak olmasına karşılık hissedar olmayan bu kişilerle maaş konuşulmuyor, onun yerine kendilerine kârdan pay veriliyor. Şirketin yükselen performansıyla birlikte kâr arttıkça da 21’i holdingin inşaat grubunda olan yönetici ortakların kârdan aldıkları pay da farklı. Bu oranlar yöneticiler, yönetici ortak yapılırken belirleniyor. Erman Ilıcak, ‘yönetici ortak’ modelini kendilerinin geliştirdiğini ifade ediyor.

Ilıcak yazılı bir şirket anayasaları olmadığını belirterek şunları söylüyor: “Ancak çok sağlam bir kültürümüz var. Bazı ilkelerimizi söyleyeyim: Verdiğiniz sözü tutmak, yapamayacağınızı söz vermemek. Özellikle Rusya gibi ülkelerde bu çok önemlidir. Üçüncüsü, hiç kimsenin hakkını yememek; işçi olsun, mühendis olsun, taşeron olsun hiç kimsenin hakkının şirkete geçmemesine özen göstermek. Bunlara çok dikkat ediyoruz. Bir diğeri de daha rekabetçi, daha iyi olmak için sürekli gelişimi, rekabeti ön plana çıkardık. Herkes birbirini dolduruşa getirdi, herkes birbirini motive etti. Sonunda da ortaya böyle bir şirket çıktı.”

‘Şarık Ağabey bir başkadır’

Rönesans’ın patronu Erman Ilıcak kendisine mesleki anlamda en büyük katkıyı sektörün en büyüğü Enka’nın kurucularından Şarık Tara’nın yaptığını belirtiyor. “Üniversitede okurken kendisiyle tanıştım” diyen Erman Ilıcak şöyle devam ediyor:

“Şarık Ağabey bana fırsat yarattı. Öğrenciyken 2 sene Enka’da part time çalıştım. Sonra okulu bitirince 3 yıl yine Enka’daydım. Şarık Ağabey hâlâ vizyonerdir ve iş âlemindeki en büyük liderlerden birisidir. İnşaat sektöründe binlerce insanı, ben de dahil olmak üzere, hiçbir karşılık beklemeden yetiştirmiştir. Hiçbir zaman da gocunmaz yani yanındakilerin ayrılıp başkalarıyla çalışmasından. O bilgisini paylaşır, masasına oturtur, değer verir. Ben 25-26 yaşındayken Şarık Ağabey’in masasına oturup rahmetli Vehbi Koç ile sohbetlerinde bulunmuştum mesela. Koç Holding’in Rusya’ya gireceği 1992 yıllarında, ağustos ayında. Bunlar tabii bizim ufkumuzu, vizyonumuzu çok açtı. Orada bulunmak bile büyük bir olaydı. Orada çok ciddi bir eğitim alıyorduk.”

‘Zengin olma hayalim yoktu’

Ilıcak “Bu işlere başlarken, çok zengin olmayı hayal edebiliyor muydunuz” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Bu işlere başlarken çok zengin olayım diye bir düşüncem, çok büyük hayallerim yoktu ama başarılı olmak istiyordum. Kafamda bir şeyler yapayım da başarılı olayım düşüncesi vardı. Çok büyük para kazanmak gibi hedef ve vizyonum olamazdı. Çünkü öyle bir işim de yoktu, vizyonum da. Sadece aldığım her işi iyi yapayım, iyi olayım diye düşünüyordum.”

Takım olan başarır

Erman Ilıcak’a göre inşaat ‘harika çocukların’ değil, iyi anlaşan takımların başarılı olduğu bir alan. Şirketler kurup, sağdan soldan yönetici transfer ederek büyümek pek mümkün değil.

‘Bir maden keşfettik’

Erman Ilıcak, 18 yılda ulaşılan başarının ardındaki nedeni “Biz bir maden keşfettik” sözleriyle dile getiriyor. Ilıcak’a göre 1970’li yılların sonlarında, 1980’lerin başlarında anne baba olan insanlar o günlerin sıkıntılarıyla içlerindeki potansiyeli gösteremediler belki, ama içlerindeki bütün enerjiyi çocuklarına verdiler. Çocuklarının eğitimine çok ciddi zaman harcadılar, yemediler yedirdiler, giymediler giydirdiler ve ortaya çok iyi eğitimli, çok özgüvenli bir nesil çıktı. Ilıcak “İşte bizim bugün devrimi yaptığımız çocuklar onlar” diyor ve devam ediyor:

“Bunlar şimdi 30’lu yaşlarında, 40’ların başlarında. Türkiye’nin her tarafından gelmişler, çoğunun annesi babası öğretmen, işçi, mühendis, avukat filan. Yani orta veya ortanın iyisi gelir düzeyinden. Ama hepsi eğitime öne vermiş insanlar. Bunlar şu anda Türkiye’yi her eksende taşıyan kişiler. Keşfimiz o oldu yani.”
Rönesans’ta global finansın başındaki ekibin tümü Azerbaycanlı. Viyana’daki global finansta çalışan 20-25 kişilik bu ekip üniversite eğitimini Türkiye’de yapmış ve 2000’li yılların başında gruba katılmış.

‘Çok hızlı büyüdük’

“Bunların hepsi yetenekli, başarılı ve akıllı çıktı’ diyen Ilıcak şunları söylüyor: “Bunların da bizdekiler gibi, yani hep eğitime önem veren, orta halli ailelerin çok iyi yetişmiş gayretli çocukları olduklarını görüyoruz. Hep böyle katman katman oluşturduk sistemimizi. Dişimizle tırnağımızla kazıya kazıya geldiğimiz için bu kolay, bir anda kaybolacak, yıkılacak bir şey değil.”

Ilıcak, Rönesans’ın gerilla mantığıyla ve çok hızlı büyüdüğü için kurumsallaşmanın henüz başında olduğunu söylüyor. ancak hiçbir zaman da tamamen kurumsal bir şirket olma niyetlerinin bulunmadığını ifade ediyor. Kurumsallaşmanın bir ucunda hiç kimsenin olmadığı, patronun bütün işi yapmaya çalıştığı, diğer ucunda ise tamamen kurumsallaşmış, liderin kaybolduğu organizasyonlar bulunduğunu söylüyor ve “Biz ikisi de olmayacağız” diyor.

‘Ben iş peşinde koşarım’

Ilıcak, Rönesans’ta bir bölümü üniversitede, bir bölümü de iş hayatında kendi şirketi öncesi birlikte olduğu arkadaşlarıyla çalışıyor. Rönesans 1998’deki Rusya krizinden sonra patron merkezli bir şirket olmaktan çıkıp biraz daha kurumsal bir yapı haline gelmeye başlamış.

Çünkü krizle birlikte St. Petersburg’da çok güçlü olan Alarko bu pazarı terk etmeye karar vermiş. Çekilince kariyerini Rusya’da sürdürmek isteyen çok sayıda genç mühendisin Rönesans’a katılması, Ilıcak’ın sözleriyle bir dönüm noktası olmuş. Ilıcak sonraki gelişmeleri şöyle anlatıyor:

“Ben işleri onlara yıkıp daha böyle pazarlama, şirketin bir sonrası döneminde ne yapabiliriz gibi işlere bakmaya, daha çok iş alma, iş geliştirme peşinde koşmaya başladım. Özellikle üniversitede birlikte okuduğumuz arkadaşım Avni Akvardar sağ olsun diğer arkadaşlarla birlikte bütün yükü üzerimden aldı. Bütün o insanların bulunması, yeni işlerin alınmasıyla uğraşıyordum. Bugün de devam ediyorum bu görevlerime. O arada Gama’dan, Enka’dan, o büyük şirketlerden de katılan arkadaşlar olunca şirket olarak çok önemli bir konuma geldik. Bizim için o şirketlerden insanların gelişi gerçekten bir Rönesans oldu yani.”

En büyük baskı

Erman Ilıcak, Rönesans’ta alttan hızlı şekilde gelen gençlere yer açmak zorunda olduklarını belirterek aksi takdirde ya başka şirketlere gideceklerini ya da moralleri bozulduğu için verimsiz hale geleceklerini söylüyor ve devam ediyor:

“Üzerimdeki en büyük baskı nedir diye sorarsanız şirketlerimizin borcu yok ama hep iş almak, sürekli iş almak zorundayız. Çünkü alttan gelen arkadaşlarımızın önünü açmak zorundayız, yoksa kaybederiz. Belki başka şirkete gitmezler ama moralleri bozulur; gelişimleri devam etmeli. Onlar büyüdükçe de biz de büyüyoruz.”

Radikal


21-03-2011
Bu haber toplam 63558 defa okunmustur


#
KULLANICI YORUMLARI
#
3. Köprü Tanıtım Filmi
#KONUT KREDILERI
  • #

    120 Ay

    0,82

    #
  • #

    120 Ay

    0,76

    #
  • #

    120 Ay

    0.85

    #
  • #

    120 Ay

    0,85

    #
#
#TOKI DUYURULARI
#ANKETE KATILIN
#

Ekonomik Kriz Gayrimenkul Sektörünü Nasıl Etkiler?