İnşaat sektörüne yeterli desteğin verilmemesi, KDV ve ÖTV ile verilen desteğin hızlı kesilmesi sonucunda 3. çeyrek itibari ile korktuğumuz tablonun oluştuğunu gözlemliyoruz. Nitekim 3. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre konut satışları yüzde 42,53 düşüş kaydederek 111 bin 913'e gerilemiştir.KDV ve harç indirimleri ile Mart ayında yaşanan iyimserliğin ilk 9 ayı kurtarmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Buna göre yapı ruhsatı alımı ilk dokuz çeyrek dikkate alınarak hesaplandığında 2007 yılında 45,7 milyon metrekare, 2008'de 45,7 milyon metrekare ve 2009'da 34,7 milyon metrekare düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı ruhsatı alımları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25,1 oranında azalma göstermiştir. Yani inşaat yapma isteği hızlı bir gerileme kaydetmiştir.Yapı kullanım izinlerinde durumun farklı olduğu görülmektedir. Nitekim yapı kullanım izinleri ilk dokuz çeyrek rakamlarına göre 2007 yılında 20,01 milyon metrekare, 2008'de 29,2 milyon metrekare ve 2009'da 29,7 milyon metrekare düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı kullanım izinleri bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6 oranında artış göstermiştir. Yeni bina inşa ettirmekten çekinen yatırımcı var olan üretimleri kullanıma sokma yolunu seçmiştir. İnşaat sektörü istihdamında meydana gelen artış bu gelişmelere paralel olarak terse dönmüştür. Ağustos ayında 1 milyon 373 bin rakamına gerileyen inşaat sektörü istihdamında önümüzdeki dönemde düşüş sürebilir. Bu noktada diğer sektörlere oranla daha negatif bir görünüm sergileyen inşaat sektöründe özellikle maliyetlere yönelik desteklerin oluşturulması önemlidir. Bununla birlikte sektör oyuncularının yakın bölgelerde yapılan anlaşmaları dikkatle izlemesi gerekmektedir. Irak'tan sonra Ürdün, Libya ve Suriye gibi ülkeler ile yapılan anlaşmalar özellikle inşaat sektörü açısından ciddi imkanlar barındırmaktadır. Anlaşmaların ticari bazda derinleştirilmesi özellikle inşaat sektörünün önünün açılmasında yerinde bir adım olacaktır.EKONOMİDE VE İNŞAAT SEKTÖRÜNDE SON BİR AY 3. çeyrek itibari ile korktuğumuz tablonun oluştuğunu gözlemliyoruz. İnşaat sektörüne yeterli desteğin verilmemesi, verilen desteğin hızlı kesilmesi sonucunda bir önceki çeyreğe göre konut satışları %42,53 düşüş kaydederek 111913'e gerilemiştir. KDV ve harç indirimleri ile Mart ayında yaşanan iyimserliğin ilk 9 ayı kurtarmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Buna göre yapı ruhsatı alımı ilk dokuz çeyrek dikkate alınarak hesaplandığında 2007 yılında 45,7 milyon m2, 2008'de 45,7 milyon m2 ve 2009'da 34,7 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı ruhsatı alımları bir önceki yılın aynı dönemine göre %25,1 oranında azalma göstermiştir. Yani inşaat yapma isteği hızlı bir gerileme kaydetmiştir. Yapı kullanım izinlerinde durumun farklı olduğu görülmektedir. Nitekim yapı kullanım izinleri ilk dokuz çeyrek rakamlarına göre 2007 yılında 20,01 milyon m2, 2008'de 29,2 milyon m2 ve 2009'da 29,7 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı kullanım izinleri bir önceki yılın aynı dönemine göre %1,6 oranında artış göstermiştir. Yeni bina inşa ettirmekten çekinen yatırımcı var olan üretimleri kullanıma sokma yolunu seçmiştir. DÜNYA EKONOMİSİ
Dünya ticaretinin öncü göstergesi Baltic Dry Endeks, Ağustos ayında 2425'i gördükten sonra yeniden çıkış trendine girmiş, Kasım sonu itibariyle 4119 seviyesine ulaşmıştır. Böylece krizin en sert hissedildiği 2008'in Kasım ayında 733 düzeyini gören endeks bir yıl içinde 5 katına yakın bir düzeye yükselmiştir. Rakamdaki yükseliş dünya ticaretinde meydana gelen hızlı toparlanmayı göstermektedir. Ancak Dubai'den gelen haber gibi krizin ikincil etkisi olabilecek gelişmeler yine yakından izlenmelidir. Nitekim kriz döneminin olası etkilerini en hızlı ortaya koyan endeks, önlem alma konusunda yine öncü bir gösterge konumunda olacaktır. Bu noktada bir diğer kritik nokta, işsizlik oranları olacaktır. 2008'in Ekim ayında sertleşen global krizin en önemli etkisi istihdamda meydana gelen kayıplardır. Dolayısıyla krizden çıkışın sinyali de yine bu noktadan alınacaktır. İşsizlik oranlarına baktığımızda ise genel olarak global ekonomilerde hızlı bir artış olduğu görülmektedir. Özellikle ABD'de işsizlik oranlarının %10'un üzerine çıkması oldukça düşündürücüdür. Bununla birlikte kriz ile birlikte işsizlik oranın hızla yükseldiği Türkiye'de istihdamda toparlanma eğilimi yaşandığı görülmektedir.İhracat rakamları gerek IMF gerekse OECD tarafından gecikmeli oluşturulmaktadır. Bu nedenle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin görünümü de gecikmeli olarak takip edilebilmektedir. Ancak genel trendin dünya ticaretindeki olumlu verilerin ihracata yansıdığını göstermektedir. Bu noktada özellikle gelişmiş ülkelerin ihracatındaki toparlanma dikkat çekicidir. Kriz döneminde deflasyon riskinin de konuşulduğu dünya ekonomisinde enflasyon görünümü ilginç bir tablo ortaya koymuştur. Gelişmiş ülkelerde enflasyon negatif görünümünü korumaktadır. Diğer yandan talepteki zayıflama ve emtia fiyatlarındaki gerilemeye bağlı olarak yaşanan bu durum gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun %6'ların altına inmesini sağlamıştır. Bu noktada Türkiye enflasyonunun seyri dikkat çekicidir. Kriz dönemi öncesinde gelişmekte olan ülkelerin enflasyon rakamının üzerinde seyreden Türkiye enflasyonu gelişmekte olan ülkelerdeki rakamları yakalamıştır. Hatta %6'lık düzeyin altına inmiştir. DÜNYA İNŞAAT SEKTÖRÜ Dünya inşaat sektörünün lokomotifi konumundaki ABD'de, sektörün en büyük alanı olan konut sektöründe önümüzdeki döneme yönelik iyimserliğin güç kaybettiği görülmektedir. Nitekim, Ekim ayında bir önceki aya göre yeni konut inşaatı ruhsatı alımları %4,17, yeni konut inşaatı başlangıçları %10,64 ve devam eden konut inşaatları %3,45 gerileme kaydetmiştir. Tamamlanan konut inşaatları ise %1,93 yükseliş kaydetmiştir. Oluşan rakamlar yeni yatırımlara yönelik isteksizliği ortaya koymaktadır. Bununla birlikte mevcut inşaatları bitirme noktasında yatırımcıların hevesli olduklarını ortaya koymaktadır. ABD'nin Konut Üreticileri Derneği'nin yayınladığı veriler de bu durumu teyit etmektedir.Nitekim, ABD'nin Konut Üreticileri Derneği'nin yayınladığı verilerde konut sektörüne yönelik iyimser beklentilerin Eylül ayında 19 düzeyine çıkarak kriz öncesi noktalara gelmesi sonrasında yeniden düşüşe geçtiği ve Kasım ayında 17 seviyesinde yataya döndüğü görülmektedir.ABD'nin konut fiyatlarında ise Ağustos ayındaki %0,43'lük gerileme sonrasında Eylül ayındaki artış %0,03 düzeyinde kalmıştır. İnşaat sektörünün olumsuz görünüm vermeye devam ettiği Euro Bölgesi'nde ise inşaat üretiminde Eylül'deki düşüş %1,1 düzeyinde gerçekleşmiştir.Türkiye'ye rakip olarak izlenen ülkelerden Brezilya'da ise konut maliyetlerinin talebe paralel olarak artmaya devam ettiği görülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin sunduğu yatırım fırsatına paralel olarak piyasadaki iyimser görünümün korunması beklenmelidir. TÜRKİYE EKONOMİSİ
Fitch'in sürpriz bir şekilde not artırımı gerçekleştirmesi Türkiye ekonomisine yönelik ilgiyi artırmıştır. Kriz döneminde alınan önlemlerin içeride yetersiz bulunmasına karşın dışarıda daha olumlu değerlendirildiğini gösteren bu not artırımı aynı zamanda IMF'ye ihtiyaç olmadığı görüşünü savunanların da elini güçlendirmiştir. Tüm ekonomilerde olduğu gibi Türkiye ekonomisi açısından en kritik gelişme sanayi ayağındadır. İstihdam ağırlıklı bu sektörün Şubat ayında %23,48 ile dip yaptıktan sonra girdiği toparlanma süreci Eylül ayında hız kesmiştir. Sanayi üretimi Eylül ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre %8,63 oranında gerileme kaydetmiştir. Eylül ayında sanayi üretiminin hız kesmesi ekonomi açısından düşündürücü bir gelişmedir. Ancak hızlı toparlanma süreçlerinde bu tip sapmalar doğal karşılanmalıdır. Bundan sonrasında sanayi üretiminin seyri ekonominin kriz ortamından çıkış hızı konusunda önemli ipuçları içerecektir. Bir süredir sanayi üretimi verilerini destekleyen rakam olan kapasite kullanım verilerinde Ekim ayında ayrışma gözükmektedir. Nitekim Şubat ayında dünya ticaretinin dip yaptığı dönemde sanayi üretim rakamlarına paralel olarak %63,8'e kadar gerileyen kapasite kullanım oranı bu aydan itibaren yükselişe geçmiş yine sanayi üretimi rakamlarına paralel olarak Haziran ayı itibariyle %72,7'yi görerek zirve yapmıştır. ÖTV ve KDV indirimine bağlı olarak yaşanan bu çıkış sonrasında kapasite kullanım oranı Ekim ayında sanayi üretimi verilerinden ayrışarak pozitif bir görünüm sergilemiş ve %71,8 düzeyinde gerçekleşmiştir. Kapasite kullanımı verilerini sanayi üretimi verilerinin öncüsü olarak nitelediğimizde bu gelişmeyi Ekim ayı sanayi üretimi verisinin Eylül'e göre daha yüksek bir düzeyde gerçekleşeceği şeklinde yorumlamak mümkündür. Ancak kapasite kullanım oranının %70'lerde yataya yönelmesi sanayicinin temkinli hareket etme eğilimine girdiğini göstermektedir. Sanayideki dalgalanma ihracat rakamlarından da izlenebilir. Nitekim ihracattaki gerileme eğilimi Haziran ayı itibariyle terse dönmüş hızlı bir yükseliş trendinin sinyalini vermiş iken bu görünüm Ağustos ayı itibariyle bozulmuştur. Haziran ayında bir önceki aya göre %13,19 oranında artan ihracat Temmuz ayında da %8,43'lük yükseliş kaydederek 9 milyar doları aşmıştır. Ancak sonrasında global ticaretin yeniden zayıfladığı ve ihracatın Ağustos ayında %13,3 gerileme kaydettiği gözlenmiştir. Eylül ayında ise ihracatta %8,52'lik artış yaşanmış, değer 8,5 milyar düzeyinde oluşmuştur. Son olarak Ekim ayı rakamları olumlu bir görünüm sergilemiştir. Ekim ayında ihracat bir önceki döneme göre %18,85 artarak 10,1 milyar düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani ihracat aylık bazda yeniden 10 milyar dolarları görmüştür. İhracat rakamlarının dalgalı seyri global ekonomide istenen istikrarın sağlanmasının zaman alacağını da ortaya koymaktadır. Bununla birlikte ülke bazında ihracat rakamlarının bir trend özelliği taşıdığı ülkelerin olduğu da görülmektedir. Her ay vurguladığımız üzere özellikle Irak'ta petrol kaynakları nedeniyle yaşanan hızlı büyüme Türkiye için ciddi imkanlar barındırmaktadır. Yeniden inşa sürecinde olan Irak ile ilk 10 ayda yapılan ihracatın %37 oranında artarak 4,2 milyar dolara ulaşması da bu gelişmeyi teyit etmektedir. Sürekli olarak yeni anlaşmalar gerçekleştirilen Irak'taki fırsatlar iyi değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra Suriye, Ürdün ve Libya gibi ülkeler ile yapılan ikili anlaşmalar da yakından izlenmelidir. Özellikle inşaat sektörü açısından ciddi fırsatlar barındıran bu yakın bölge ülkeleri değerlendirilmelidir. Global krizin en sert yansımasını gözlemlediğimiz işsizlik oranlarında Nisan ayı itibariyle yaşanan toparlanma Ağustos'ta hız kesmiştir. Buna göre Nisan ayı işsizlik oranı %14,9 düzeyinde oluşmasının ardından Mayıs ayında %13,6 düzeyine, Haziran'da ise %13 düzeyine gerilemiştir. Temmuz ayında bu oran %12,8'lere kadar düşmüştür. Ancak Ağustos ayında bu oran yaz etkisiyle de %13,4 düzeyine çıkmıştır. Yaz etkisi sonrasında işsizlikteki toparlanmanın yeniden gündeme gelmesi beklenmelidir. İstihdamda yaşanan ve daha eski bir süreci gösteren toparlanma sinyallerinin tüketici güvenine istenen düzeyde yansımadığı görülmektedir. Nitekim, tüketici güveni Temmuz ayından sonra Ağustos ayında da %1,3'lük gerileme kaydedilmiş, Eylül'de ise artış rakamı %0,74'te kalmıştır. Son açıklanan Ekim ayı verileri ise tüketici güveninin %1,71 oranında azaldığına işaret etmektedir. İstihdam verilerine göre daha yakın bir döneme ilişkin bilgi veren tüketici rakamlarında istenen düzeyde toparlanma olmadığı grafikte de görülmektedir. Tüketici harcamalarında ise kış etkisi ile artış yaşanmaktadır. Yine kriz ortamının yumuşaması da Ekim ayında tüketici harcamalarında yaşanan %2,26'lık artışta etkili olmuştur. Tüketici ayağında yaşanan ilgi çekici nokta ise fiyatlardır. Krizin sert hissedildiği dilimde yapılamayan zamların arka arkaya gelmesidir. Bunun doğal bir sonucu olarak enflasyon yıllık bazda ilk kez Kasım'da artmış, %5,08'den %5,53 düzeyine çıkmıştır. Ekim ayında enflasyonda yaşanan çıkış faizlerdeki düşüşün de hızını kesmiştir. Faizler %8-%9 aralığında yataya girmiştir. Faizin tarihi seviyelerde seyretmesinin kurda yukarı hareket olasılığını artırdığı görülmektedir. Ancak dış şoklara karşı ekonominin dayanıklı bir görünüm çizmesi ve not artırımı dolar kurunu frenlemektedir. Şu anki ortamda ise kurun faiz indirimlerine duyarsız kalması Merkez Bankası'nın işini kolaylaştırmaktadır. Nitekim son faiz indirimi sonrasında borç alma faiz oranı %6,5'e, borç verme faiz oranı ise %9,25'e gerilemiştir. Önümüzdeki dönemde not artırımlarına paralel olarak yabancı sermayenin Türkiye ilgisinin sürmesi beklenmelidir. Bununla birlikte Irak'tan sonra Ürdün, Libya ve Suriye ile yapılan anlaşmaların yarattığı fırsatlar yeni pazarlar açısından dikkatli izlenmelidir. Gelişmiş ülkelerin bir çoğunda görülen komşu ile iyi ilişkiler geliştirme politikasının devam etmesi dış ticaret hacmi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu noktada iş dünyasının bu anlaşmaların paralelinde komşu ülkelerin şirketleri ile işbirliğini artırması özellikle yoğun kriz ortamında olan ABD ve Euro Bölgesi ile ticarete olan ihtiyacı azaltacaktır. Dolayısıyla ekonominin kırılganlığı da düşüş kaydedecektir. TÜRKİYE İNŞAAT SEKTÖRÜ İMSAD olarak son yıllarda vurguladığımız inşaat sektöründeki veri eksikliğini gidermeye yönelik çalışmalardan biri olan ve TÜİK'in AB uyum sürecinde açıkladığı konut satışları tahminlerimiz doğrultusunda 3. çeyreğe yönelik olumsuz sonuçlar içermektedir. Konut satışlarında kriz ve sonrasında alınan önlemlerin etkisi net bir şekilde görülmektedir. Nitekim, 2008'in son çeyreğinde konut satışlarının 92516 ile dip yaptığı görünmektedir. Krizin en yoğun hissedildiği dilimde yaşanan bu gerileme sonrasında KDV ve harç indirimi ile faiz indirimleri sonucunda artan konut talebi görünümün değişmesini sağlamış, konut satışları 2009'un ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %17,67 artarak 108861 düzeyine ulaşmıştır. Oluşan bu trend 2009 yılının ikinci çeyreğinde de devam etmiş, konut satışları bir önceki çeyreğe göre %78,89 artarak 194743'e gelmiştir. Ancak 3. çeyrek itibari ile korktuğumuz tablonun oluştuğu görülmektedir. İnşaat sektörüne yeterli desteğin verilmemesi, verilen desteğin hızlı kesilmesi sonucunda konut satışları bir önceki çeyreğe göre %42,53 düşüş kaydederek 111913'e gerilemiştir. Bölgesel olarak bakıldığında ise İstanbul'da konut satışlarının Türkiye ortalamasının üzerinde %59,77 azalış kaydettiği görülmektedir. Ankara ile birlikte en fazla konut satışının yaşandığı İstanbul'daki ivme kaybında krizin etkili olduğu gözlenmektedir. Bununla birlikte konut projelerinin açıklanan teşviklerle birlikte doğuya yaşanan kaymanın hız kestiği görülmektedir. Nitekim, Ağrı, Kars, Iğdır ve Ardahan'ı kapsayan TRA2 bölgesinde konut satışları %54,67'lik düşüş kaydetmiştir. Yine Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt'i kapsayan TRC3'teki %64,18'lik azalış ile Şanlıurfa ve Diyarbakır'ı kapsayan TRC2'de konut satışlarında yaşanan %54,44'lük düşüş dikkat çekmektedir. Konut satışlarındaki bu ivme kaybında inşaat sektörüne verilen desteğin hızlı çekilmesi etkili olmuştur. Birçok sektöre can veren inşaat sektörünün ekonomiye katkısı göz önünde bulundurularak doğrudan ve dolaylı desteklerin yeniden gündeme alınması özellikle istihdam açısından yerinde bir karar olacaktır. İTO'nun açıkladığı rakamlar da bu görüşümüzü desteklemektedir. Emtia fiyatlarının durulmasının yanısıra inşaat aktivitelerinde yaşanan azalmaya paralel olarak Kasım ayında İnşaat Malzemeleri Fiyat Endeksi %0,5'lik gerileme kaydetmiştir. Bununla birlikte inşaat malzemeleri konusunda izlenen rakamlardan olan metalik olmayan diğer mineral ürünleri imalatında toparlanma eğilimi hız kesmiştir. 2008'in Ağustos ayından beri bir önceki yılın aynı dönemine göre gerileme kaydedilen datada 2009'un Eylül ayındaki küçülme %14,68 olmuştur. Sanayi üretiminin genelinde yaşanan %8,63'lük düşüşün çok üstünde oluşan bu rakam sektörün içinde bulunduğu olumsuz durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yapı izinlerinde ortaya çıkan sonuçlar da inşaat sektörünün geneli hakkında olumsuz bir tablo ortaya koymaktadır. Bu noktada yapı izinleri verisinde KDV ve harç indirimleri ile Mart ayında yaşanan iyimserliğin ilk 9 ayı kurtarmak için yeterli olmadığı görülmektedir. Nitekim yüzölçümü bazında yapı ruhsatları alımları tüm bina türleri için 2007 yılından beri düşüş trendini korumuştur. Buna göre yapı ruhsatı alımı ilk dokuz çeyrek dikkate alınarak hesaplandığında 2007 yılında 45,7 milyon m2, 2008'de 45,7 milyon m2 ve 2009'da 34,7 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı ruhsatı alımları bir önceki yılın aynı dönemine göre %25,1 oranında azalma göstermiştir. Yani inşaat yapma isteği hızlı bir gerileme kaydetmiştir. Bu durumun yapı kullanım izinlerinde daha farklı olduğu görülmektedir. Buna göre yapı kullanım izinleri ilk dokuz çeyrek dikkate alınarak hesaplandığında 2007 yılında 20,01 milyon m2, 2008'de 29,2 milyon m2 ve 2009'da 29,7 milyon m2 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani 2009 yılının ilk 9 ayında yüzölçümü bazında yapı kullanım izinleri bir önceki yılın aynı dönemine göre %1,6 oranında artış göstermiştir. Yeni bina inşa ettirmekten çekinen yatırımcı var olan üretimleri kullanıma sokma yolunu seçmiştir. Yapı ruhsatlarının oransal dağılımına baktığımızda konut sektörünün %75,57 ile üretimde açık ara liderlik ettiği görülmektedir. Ancak inşaat sektörünü konut ile sınırlamak doğru değildir. Nitekim, sektöre katma değer yaratan son dönemin moda yapısı alışveriş merkezlerinin yanı sıra ofis, hastane ve sanayi binaları da inşaat sektörü açısından önem arz etmektedir. Yine yapı ruhsatlarında yılın ilk 9 ayının dağılımında ticaret binalarının %5,86'lik payı dikkat çekicidir.Alt başlıkları incelediğimizde konutta ivme kaybı net bir şekilde görülmektedir. Nitekim yapı ruhsatları 2009'un ilk 9 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre %15,2'lik gerileme kaydetmiştir. Ticari yapılarda bu düşüş daha sert olmuştur. Nitekim, Nitekim ticari yapılarda yapı ruhsatları 2009'un ilk 9 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre %35,3'lik gerileme kaydetmiştir. Ancak en sert gerileme sanayi binalarında yaşanmıştır. Kriz ortamında tedirginliğini koruyan sanayicin temkinli tutumu sanayi binalarında yapı ruhsatlarının %46,9'luk düşüş göstermesine neden olmuştur. Bununla birlikte hizmet binalarında yapı ruhsatları alımı diğerlerine göre daha sınırlı bir ivme kaybı kaydetmiştir. Sanayi sektörüne göre krizlerde daha hızlı toparlanan hizmet sektörü binalarında yapı ruhsatı alımları 2009'un ilk 9 çeyreğinde sadece %8,8'lik gerileme kaydetmiştir. İnşaat sektörü istihdamında meydana gelen artış ise terse dönmüştür. 1 milyon 373 bin rakamına gerileyen inşaat sektörü istihdamında önümüzdeki dönemde düşüş sürebilir. Bu noktada diğer sektörlere oranla daha negatif bir görünüm sergileyen inşaat sektöründe özellikle maliyetlere yönelik desteklerin oluşturulması önemlidir. Bununla birlikte sektör oyuncularının yakın bölgelerde yapılan anlaşmaları dikkatle izlemesi gerekmektedir. Irak'tan sonra Ürdün, Libya ve Suriye gibi ülkeler ile yapılan anlaşmalar özellikle inşaat sektörü açısından ciddi imkanlar barındırmaktadır. Yine mevcut faizlerin dip seviyelere yakın olduğu ve önümüzdeki yıllarda faizlerin çıkış trendine girebileceği göz önünde bulundurarak yatırım stratejileri belirlenmelidir.