İnşaat Sektörü 2011'de Yüzde 15 Büyüme Hedefliyor

İnşaat Sektörü 2011'de Yüzde 15 Büyüme Hedefliyor

2010 yılında yüzde 17.1 büyüme sağlayan yapı sektörü 2011'de yüzde 10-15 gibi bir büyüme rakamına ulaşmayı planlıyor

BENZER HABERLER

Müteahhitlik hizmetleri ile dış ekonomik ilişkilerin en önemli kalemlerinden biri olan Türk yapı sektörü, yurtdışında bu alandaki başarılarıyla rüştünü kanıtlamış durumda. Türk müteahhitleri bugün 90`a yakın ülkede 188 milyar dolarlık taahhüt ve 5 bin 900 projeye imza attı. Diğer taraftan Türk yapı sektörü, müteahhitlik ile olduğu kadar yapı malzemesi sanayisi ile de yurtdışı piyasalarda aktif bir sektör konumunda bulunuyor. Geçen yıl Türk inşaat malzemeleri ihracatı 16.5 milyar dolara ulaştı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) hazırladığı Türkiye İnşaat Malzemeleri Sektör Görünüm Raporu 2011′e göre ise, inşaat malzemeleri sektörü önümüzdeki 5 yıl içinde agresif bir büyüme yaşayacak.


23 milyar dolarlık ticaret hacmi ile Türkiye’nin en önemli faaliyet alanlarının başında gelen yapı sektörü, Türkiye’nin en çok ihracat yapan sektörlerinin başında geliyor. 2009 yılında gerçekleşen yüzde 16.3 küçülmeyle krizden etkilenen bu sektörde, 2010 yılı büyüme rakamları etkileyici sonuçları da beraberinde getirdi. Yapı sektörü geçen yıl birinci çeyrekte yüzde 8.3, ikinci çeyrekte yüzde 20.4, üçüncü çeyrekte yüzde 22.1, dördüncü çeyrekte ise yüzde 17.5 büyüdü. Tüm bu rakamları değerlendirdiğimizde 2010 yılındaki ortalama büyüme oranı yüzde 17.1 olarak gerçekleşti. Bu da yıllık bazda son 10 yıllık süreçte 2006`da görülen yüzde 18,5`lik gelişmeden sonraki en yüksek orana tekabül ediyor. Sektörün geçen yıl 17.1’lik oran ile beklenenin üzerinde bir büyüme gerçekleştirmesi, 2011 yılına ilişkin beklentileri pozitif yönde etkileyerek, umutları artırdı. Sektör, bu yıl ise yaklaşık yüzde 10-15 oranında büyüme hedefliyor.

Türk yapı sektöründe konutla ilgili faaliyetler büyük bir paya sahip bulunuyor. Geçmişte olduğu gibi bundan sonraki süreçte de konutla ilgili gelişmeler sektör için yine çok önemli rol oynayacak. Konutun, altyapı dışındaki yapı sektörünün yüzde 80’ini oluşturması, konutla ilgili gelişmeleri dikkate almayı bir anlamda gerekli kılıyor. Konut sahipliğinin teşvik edilmesi halinde yapı sektörünün gelişiminin de ivme kazanacağına dikkat çeken sektör yetkilileri, bu nedenle, sektörün geleceği şekillenirken konut konusundaki teşviklerin, yatırımların, arz ve taleplerin daha da ön plana çıkacağını vurguluyor. Türk yapı sektörünün hem iç pazar hem de dış pazarlarda Türkiye ekonomisinin barometresi olduğunu dile getiren yetkililer, iç pazarda ekonomideki canlılığın ve istikrarın yapı sektöründeki hareketliliği direkt etkilediğine işaret ediyor.

RUHSAT SAYISI MİLYONA DOĞRU GİDİYOR
Türkiye İstatistik Kurumu`nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre 2010 yılında 823 bin 60 daire için inşaat ruhsatı alındı. 2009 yılına göre yüzde 58.7 oranında artan ruhsat sayısı ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek değerine ulaşılmış oldu. Son sekiz yılda ruhsat sayısının en yüksek çıktığı yıl 600 bin 387 ile 2006 yılı olmuştu. Tamamlanmış daireler için alınan iskan izinleri ise, geçen yıl 2009`a göre yüzde 11.6 oranında azalma ile 357 bin 286`ya indi. Bu düşüş, 2008 ve 2009 yıllarında inşaat faaliyetinin kriz nedeniyle duraklamasından kaynaklandı. Ekonomik kriz ve durgunluk yıllarının inşaat sektörüne olumsuz etkisi 12 ila 18 ay arasındaki bir gecikmeden sonra ortaya çıkıyor. Aynı gecikme canlanma dönemlerinde de görülüyor. Konut inşaatı, ekonomideki büyümenin başlamasından yine 12 ila 18 ay sonra artmaya başlıyor. Son krizde kurların ve faiz oranlarının istikrarını büyük ölçüde koruması nedeniyle inşaat sektörü daha kısa sürede toparlandı. Banka mevduatı ve bono yatırımlarında faiz oranlarının neredeyse enflasyon oranlarına kadar gerilemesi de parayı konuta yöneltti. Yeni başlanan konut inşaatının zamanla tamamlanması, ruhsat sayısının kısa sürede milyon adetlere ulaşmasına hız katacak.
GYODER raporuna göre 2010 yılında banka kredisiyle 410 bin adet konut satıldı. Geçen yıl 29 milyar liralık yeni ev kredisi kullanıldı. 2010`da konut kredisi kullanımı rakamı da rekor kırdı. 2010 yılı sonu itibarıyla kullanılan konut kredisi rakamı ise 60.4 milyar liraya, gayrisafi milli hasılanın ise yüzde 5.5`ine erişti. Bunun 3.1 milyar TL’si katılım bankalarından, 57.3 milyar TL’si ise diğer bankalar vasıtasıyla kullanıldı.

TÜRK MÜTEAHHİTLERİ 90`A YAKIN ÜLKEDE 188 MİLYAR DOLARLIK TAAHHÜTTE İMZA ATTI
Yurtiçi ve yurtdışında çok önemli gelişmeler yaşayan inşaat sektörünün 2002`de cari fiyatlarla 14.7 milyar TL olan büyüklüğü, 2010 yılında 45.2 milyar TL`ye ulaştı. Yurtdışındaki iş hacmi 2002 yılında 2.5 milyar dolardan, 2010 yılında 20.3 milyar dolara yükseldi. Dünyanın uluslararası en büyük 225 inşaat şirketi arasında 2003 yılında 8 Türk şirketini bulurken, 2010 yılında bu sayı 33 firmaya çıktı.

Türk yapı sektörü, iç pazarın yanı sıra yurtdışında da çok etkin bir pazar payına sahip bulunuyor. Müteahhitlik hizmetleri ile her zaman dış ekonomik ilişkilerin en önemli kalemlerinden biri olan Türk yapı sektörü, yurtdışında bu alandaki başarılarıyla rüştünü kanıtlamış durumda. Türk müteahhitleri bugün 90`a yakın ülkede 188 milyar dolarlık taahhüt ve 5 bin 900 projeye imza attı. 188 milyar dolarlık toplam taahhüdün 44 milyar dolarlık kısmı 1972-2002 arasında oluştu. 2003-2011 itibariyle bunu tam üç katından fazlaya çıkartarak, 144 milyar dolarlık ilave taahhüt alındı. Bir anlamda 30 yılda alınan taahhütlerin 3 katından fazlası 9 yılda müteahhitlik sektörü tarafından alınmış oldu. Türk müteahhitleri 2008 yılında 23.6 milyar dolar, 2009’da ise yurtdışında 20 milyar dolarlık yeni iş tutarı gerçekleştirdi. Sektörün 2011 yılında 30 milyar dolar, 2015 yılında ise 50 milyar dolarlık yıllık uluslararası yeni iş tutarına imza atması hedefleniyor.

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın yurtdışı müteahhitlik hizmetleri ile ilgili raporuna göre, Türk müteahhitleri 2010 yılında yüzde 42.4 oranla BDT ülkelerinde, yüzde 30 oranla Ortadoğu ülkelerinde ve yüzde 19.3 oranla da Afrika ülkelerinde proje aldı. Bu üç bölgenin toplamı 2010 yılında alınan projelerin yüzde 91.7’sini buluyor. Bugüne kadar toplamda en çok proje alınmış ilk 10 ülkeyi ise; Rusya, Libya, Türkmenistan, Kazakistan, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Romanya ve Cezayir oluşturuyor.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki gelişmeler Türk taahhüt sektörü ve inşaat malzemeleri üreticilerini doğrudan etkiledi. Türk müteahhitlerinin en büyük pazarları çoğunlukla demokratik açıdan yüksek derecede problemli ve son dönemde yaşanan domino etkisine açık ülkelerden oluşuyor. Tunus, Mısır, Bahreyn ve Libya gibi ülkeler buna örnek gösterilebilinir. Bölgede halklarının demokratik taleplerine karşılık veremeyen yönetimlerin bulunduğu ülkelerdeki Türk yatırımları için risk halen sürüyor. Sıcak gelişmelere sahne olan ülkelerde taahhüt projeleri ve yatırımlar da dikkate alındığında Türkiye’nin toplam iş hacmi 30 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip. En fazla riskin bulunduğu ülke ise 15 milyar dolarlık taahhüt projesinden ötürü Libya. Libya, Mısır ve Suriye ile Türkiye arasındaki ticarete konu ürünler içinde inşaat malzemeleri önemli bir yer tutuyor. Sıcak gelişmelere konu ülkelerdeki taahhüt projelerinin hacmi Türk taahhüt sektörünün yurtdışında üstlendiği işlerin yüzde yaklaşık yüzde 20’sine tekabül ediyor. Taahhüt sektörünün bu bölgedeki kaybını biraz zaman alacak olsa da Rusya’da Kış Olimpiyatları ile başlayıp 2018 Dünya Kupası ile devam edeceği tahmin edilen yatırım dalgasından alacağı pay ile kapatması olası görünüyor.

2010’DA TÜRK İNŞAAT MALZEMELERİ İHRACATI 16.5 MİLYAR DOLARA ULAŞTI
Diğer taraftan Türk yapı sektörü, müteahhitlik ile olduğu kadar yapı malzemesi sanayisi ile de yurtdışı piyasalarda aktif bir sektör konumunda bulunuyor. Geçen yıl Türk inşaat malzemeleri ihracatı 16.5 milyar dolara ulaştı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) hazırladığı Türkiye İnşaat Malzemeleri Sektör Görünüm Raporu 2011′e göre ise, inşaat malzemeleri sektörü önümüzdeki 5 yıl içinde agresif bir büyüme yaşayacak.

Türk müteahhitlerinin hizmet götürdüğü dış pazarlarda Türk malzeme üreticisi için de fırsatlar oluşuyor. Bu fırsatları sürekli kullanmakta olan Türk yapı malzemesi sektörünün kurulu kapasitesi bu sebeple yurtiçi tüketimin oldukça üzerinde. Rakamlara döküldüğünde kurulu kapasitenin iç talebi karşılama oranı çimentoda yüzde 217, hazır betonda yüzde 271, seramik kaplamada yüzde 266, seramik sağlık gereçlerinde yüzde 290, boyada yüzde 204`e ulaştı. Diğer bir deyişle Türk yapı malzemesi sektörü ihracat ile yaşayan ve ihracatı Türk müteahhitleri ile yakından bağlı bir sektör özelliğini sürdürüyor. Türkiye demir çelik sektörü özellikle inşaatta kullanılan uzun üründe ve çimentoda dünyanın ihracat şampiyonu oldu. Bu haliyle Türkiye`de müteahhitlik sektörü, yapı sektörünün gelişmesine paralel olarak, gelişen diğer imalat ve diğer inşaat sektörlerinin gelişmesinin çok önemli bir örneğini oluşturuyor.

Son dönemde Türk müteahhitlerinin yurtdışında karşılaştıkları politik riskler aynı zamanda malzeme üreticilerinin de karşısına çıkıyor. İnşaat malzemelerinde Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun payı yüzde 45’i bulurken, demokratik arayış süreci yaşayan söz konusu ülkelerin payı yüzde 20’ye ulaşıyor. Sektör, bu sebeple önümüzdeki günlerde Libya özelinde devam etmekte, diğer ülkelerde nispeten durulmakta olan bu siyasi değişim rüzgarlarını iyi takip edip, üretim kapasitelerini bunları göz önünde bulundurarak planlayacak. Ayrıca sektörün alternatif pazarlar ve iç pazardaki büyümeyle, yaşadığı kaybın bir bölümünü telafi etmesi bekleniyor.

ÇİMENTO İÇ PAZAR VE RUSYA İLE KAYIPLARI TELAFİ EDECEK
Yapı sektörünün en önemli alt kollarından biri olan çimento sektörü de yurtdışındaki gelişmelerden nasibini aldı. 2010 yılında Türkiye’nin toplam çimento-klinker ihracatında Suriye, Mısır ve Libya’nın payı yüzde 37 oldu. Aynı zamanda Irak ve İtalya ile birlikte en fazla ihracat yapılan beş ülke arasında yer alan bu üç ülkeye yapılan ihracat, yaşanan sıcak gelişmeler sonucunda 2011 yılının ilk üç ayında önemli ölçüde azaldı. 2010 yılında çimento ihracatının üçte birini oluşturan bu pazarların neredeyse sıfırlanmasına rağmen, sektör 2011 yılının bütününde bu kaybı rahatlıkla telafi etmeyi planlıyor. Hem iç pazar büyümesi hem de Rusya talebindeki canlanma bu görüşü destekliyor. Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) verilerine göre, 2011 yılı ocak ayında çimento ihracatı önceki yıla göre yüzde 23 azalırken, iç satışlar yüzde 45 dolayında artış gösterdi. Toplam üretim ise önceki yılın aynı döneminin yüzde 18 üzerinde gerçekleşti. Çimento ihracatında dikkat çekilmesi gereken bir nokta da, Suriye ve Mısır pazarlarının ömrünün sınırlı oluşuydu. Her iki ülkede de devreye girmesi beklenen yeni çimento yatırımları nedeniyle 2012-2013 döneminde arz yetersizliğinin ve dolayısıyla dışarıdan çimento temininin sona ermesi bekleniyordu.

TÜRKİYE’DE 17 MİLYON KONUTUN YÜZDE 90’INA YAKINI YALITIMSIZ
Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan, ekonominin lokomotifi olarak nitelendirilen inşaat sektöründe 2008’in ilk çeyreğinden itibaren süren aralıksız küçülmenin 2010’da yeniden yükselişe geçtiğini hatırlatarak, 8 dönem sonra ilk kez ilk çeyrekte büyüyen sektörde 2010’un ‘toparlanma yılı’ olarak geçtiğini söyledi. Canlanma beklentilerini 2011’e erteleyen sektörün, istikrarlı bir büyüme sürecine girerek 2011’de yüzde 8-10 büyüyeceğinin hesaplandığına değinen Erdoğan, yalıtım sektörünün ise inşaat, mimarlık, makina gibi meslek gruplarının oluşturduğu yeni ve farklı bir sektör olduğuna değindi. İnşaat sektörünün gelişmesi ile artacak olan konut sayısının yalıtım sektöründe olumlu gelişmeler yaşatacağına işaret eden Erdoğan, “Türkiye’de bulunan bina stoğunun tamamının yalıtımlı olması durumunda sadece enerjiden elde edilecek olan tasarruf, yıllık 10 milyar TL’yi buluyor. Halen ülkemizdeki 17 milyon konutun yüzde 90’ına yakını yalıtımsız. Bu anlamda ısı yalıtımı, Türkiye ekonomisi ve son kullanıcı için büyük önem arz ediyor. Çünkü yalıtımla kışın ısıtma, yazın da soğutma amacıyla harcanan enerjiden ortalama yüzde 50 tasarruf sağlıyoruz. Bazı bina yapımcısı ve yaptırımcılarının halen yalıtım konusunda duyarsız olmaları veya yasal sorumluluklarını yerine getirmemeleri bu iş kolunun aksayan yönünü oluşturuyor” dedi.

1 Ocak 2011 tarihinden itibaren uygulamaya giren Enerji Kimlik Belgesi’ni Türkiye’nin enerji verimliliği ve tasarrufu açısından bir milat olarak kabul ettiklerini ifade eden Erdoğan, Binalarda Enerji Performans Yönetmeliği kapsamında uygulamaya giren Enerji Kimlik Belgesi için gerekli olan BEP-TR yazılımını kendi bünyelerinde oluşturduklarını açıkladı. İZODER koordinasyonunda hazırlanan BEP-TR yazılımının Türkiye ve AB ülkeleri için ilk ve örnek bir uygulama olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Teknik ve bilimsel çalışmalarının yürütülmesi için 25 kişilik bir ekip kurduk. Bu yeni uygulama, binanın asgari olarak enerji ihtiyacı ve enerji tüketim sınıflandırması, yalıtım özellikleri ve ısıtma ve/veya soğutma sistemlerinin veriminin artırılması amacıyla hayata geçirildi. Küresel anlamda enerji kaynakları azaldıkça enerjinin değeri giderek artıyor. Buradan yola çıkarak, enerji tasarrufu konusu da önem kazanıyor. Binalara yalıtım yaptırmak ilk bakışta masraflı görünse de kısa sürede maliyetini kapatarak, faturalarda yüzde 50’lere varan tasarruf sağlayacak” diye konuştu.
Sektörün gelişebilmesi için yalıtım bilincine ulaşmış vatandaşların çözüm arayışlarına ve özellikle finansal teşviklerin oluşmasına destek verilmesi gerektiğine değinen Erdoğan, yalıtım malzemelerinde KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi gerektiğini vurguladı. Vatandaşın yalıtım yaptırmak için kullandığı kredi üzerinden alınan vergi ve fonların sıfırlanması önerisinde bulunan Erdoğan, “Hatta belli miktarları devlet tarafından karşılanmalıdır. Yalıtım yaptırana ucuz enerji fiyatları uygulanmalı ve emlak vergilerinden belli süre muaf tutulmalıdır” görüşünü savundu.

“2011 ‘YALITIM YILI’ OLACAK”
XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kubilay Ulu, Ocak 2011’den bu yana yeni binalarda Enerji Kimlik Belgesi’nin zorunlu olmasıyla ısı yalıtımının tam anlamıyla zorunlu hale getirildiğini dile getirerek, 2011’in ‘yalıtım yılı’ olacağını söyledi.
Mevcut binalar için de 2017 yılına kadar süre tanındığını, ancak EİE tarafından hazırlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi ile bu sürenin daha önceye çekilmesinin gündemde olduğunu hatırlatan Ulu, “Ayrıca bugüne kadar 19 ilde uygulanmakta olan Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 1 Ocak 2011’den itibaren bütün illerde uygulanmaya başlaması da sektörü olumlu yönde etkiledi. TS 825 Binalarda Isı Yalıtımı Yönetmeliği, yapı denetim firmaları tarafından denetlendiği için 2011’den itibaren ülkemizdeki hiçbir ilde ısı yalıtımından kaçmak mümkün olmayacak. Bu nedenle ısı yalıtımına olan ilginin artması, 2011 yılında Yapı Fuarı’nın da çok daha hareketli geçeceğine işaret ediyor” dedi.

Binaların yüzde 90’ında yalıtım olmaması nedeniyle Türkiye’de her yıl ortalama 7.5 milyar dolarlık enerjinin israf edildiğini kaydeden Ulu, bu rakamın ortalama olarak cari açığın yüzde 15’i, 2011 bütçe açığının yüzde 33’ü ve enerji ithalatının yüzde 22’si anlamına geldiğini açıkladı. Her yıl yapılan 100 bin binanın yalıtımlı olmasının yılda 300 milyon dolar tasarruf oluşturacağına değinen Ulu, “Isı yalıtımı binanın yapı maliyetinin yüzde 3’ü ila 5’i kadar ve ortalama üç yıl sonra harcanan parayı amorti eden bir yatırım. Bir binanın ortalama 50 yıl ömrü olduğunu düşünürsek, geri kalan 47 yıl boyunca tasarruf ediyorsunuz. Türkiye’de ısı yalıtım pazarı yaklaşık 7 milyon metreküp, 2 milyar dolar büyüklüğe sahip ve sektör gittikçe büyüyor. Isı yalıtım pazarında XPS ısı yalıtım levhaları, hacim olarak yaklaşık yüzde 20–25, ciro olarak yine yaklaşık yüzde 25 pazar payına sahip” bilgisini verdi.

Isı yalıtımı sektörünün her ne kadar büyüyor olsa da iklim özellikleri ve nüfus yoğunluğu dikkate alınıp Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin ısı yalıtım malzemesi kullanımında oldukça gerilerde olduğunu vurgulayan Ulu, Almanya’da kişi başına düşen ısı yalıtım malzemesi miktarının yılda 1,3 m3 iken, Türkiye’de nüfus ile orantılı olarak kişi başına düşen ısı yalıtım malzemesi tüketiminin 0,3 m3’ü geçmediğini kaydetti. Ulu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü bu ülkelerdeki ısı yalıtım yönetmelikleri konutlarda ısıtma-soğutma için harcanan enerjiyi 30-60 kWh/m2 ile sınırlandırırken, ülkemizde mevcut yönetmeliklerle bu sarfiyat miktarı 100-120 kWh/ m2 olarak hedefleniyor. Bu açığı kapatarak Türkiye’nin tam 13 katı kadar ısı yalıtımı malzemesi tüketen Avrupa ülkelerinin seviyesine ulaşmak için ülkemizde bugünkü ısı yalıtımı kapasitesinin yüzde 100 artırılması ve 10 yıl aynı kapasite ile çalışılması gerekiyor.”

BİTÜDER, YAPI FUARI’NDA ‘UYGULAMA KURAL STANDARDI’NI TANITACAK
Bitümlü Su Yalıtım Üreticileri Derneği (BİTÜDER) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özcan ise, Avrupa Birliği ile kıyaslandığında Türkiye’de su yalıtımının oldukça geri bir noktada olduğunu açıkladı. Sektörde kaliteli ürünlerden çok, ucuz ürünlere yönelim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Halbuki, su yalıtımının inşaat aşamasındaki maliyeti, bina maliyetinin sadece yüzde 3`ü kadar. Ülkemizde su yalıtımı uygulamaları için TS 11758-2 Uygulama Kural Standardı’nın yayınlanmış olması çok önemli bir adım. Bildiğiniz CE sistemi su yalıtım örtüleri için performans değerlerini üreticinin beyan esasına dayandırıyor. Bu yönetmelik ile detayın özelliğine göre uygulanacak su yalıtım örtüsünün asgari performans değerleri limitlendirilmiş durumda. Avrupa`da su yalıtım uygulamaları, inşaat işlerinin vazgeçilmez bir parçası olarak görülüyor. Bu yüzden pazar büyüklükleri ülkemizin çok üstünde” şeklinde konuştu.

Pazar büyüklükleri incelendiğinde Almanya`nın Türkiye’den 5.8 kat, İtalya`nın 2.9 kat ve Fransa`nın ise 2 kat daha fazla bitümlü örtü kullandığının altını çizen Özcan, Yapı Kanunu’nda su yalıtımının mutlaka zorunlu hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca bu kanunun; su yalıtım projelerinin hazırlanması, proje ve uygulamaların yetkili mercilerce denetlenmesini gerektiren maddeler içermesi halinde Türkiye’deki önemli bir eksikliğin giderilmiş olacağını belirten Özcan, “Yeni yapılan binalarda su yalıtımının maliyeti, bina maliyetinin yaklaşık yüzde 1’i ila yüzde 3`ü kadar. Binaların sağlamlığı söz konusu olduğu için su yalıtımının sağladığı yarar, maliyetten çok daha önemli. İnşaattan sonra yapılacak su yalıtımının ilave maliyetler nedeniyle daha pahalıya mal olacağı, dikkat edilmesi konuların başında geliyor” diye konuştu.
Türkiye’de su yalıtımı sektöründe standart ve yönetmeliklerin hazırlanması ve uygulanmasında öncü roller üstlenen BİTÜDER olarak, sektörün en önemli sorunları arasında yer alan merdivenaltı ve kalitesiz üretimle mücadele ettiklerini aktaran Özcan, “Bu doğrultuda, hazırlık çalışmalarını İZODER ile birlikte yürüttüğümüz Bitümlü Örtülerde Uygulama Kural Standardı TS 11758-2’nin yayınlanmasını sağladık. Tüm polimer bitümlü örtü üreticilerini bir çatı altında toplayan BİTÜDER olarak, Yapı Fuarı’nda bu yeni standartla ilgili bilgi vereceğiz. Türkiye’de ilk kez yayınlanan bu önemli standardı sektör paydaşlarına anlatacağız. Mimar, mühendis, müşavir firmalar, bayiler, piyasa gözetim denetim elemanları, yapı denetim firmaları gibi tüm hedef kitlemizi su yalıtımında artık uyulması gereken Uygulama Kural Standardı konusunda bilgilendireceğiz. Böylelikle sektörün sağlıklı büyümesi yönünde önemli bir adım atacağımıza inanıyoruz.” dedi.

17-07-2011 12:44:12
Bu haber toplam 5811 defa okunmustur


#
KULLANICI YORUMLARI
#
Sarphan Finans Park
#KONUT KREDILERI
  • #

    120 Ay

    1,13

    #
  • #

    120 Ay

    1,27

    #
  • #

    120 Ay

    1,12

    #
  • #

    120 Ay

    1,32

    #
#
#TOKI DUYURULARI
#ANKETE KATILIN
#

Ekonomik Kriz Gayrimenkul Sektörünü Nasıl Etkiler?