Konut kredisi faizlerinin artması, demir ve çimento fiyatlarının önlenemez yükselişi, Euro bölgesinde yaşanan kriz ve Türkiye’de yaşanan belirsizlikten duyulan kaygı, doların yükselişi ve vatandaşın temkinli hareket etmesi gibi birçok nedenlerden etkilenen inşaat sektörü, durma noktasına geldi.
Konut kredisi faizlerinde yaşanan yükseliş ve Avrupa’da yaşanan kriz ortamı nedeniyle Türkiye’de yaşanan belirsiz hava, 2010 yılında büyüme rekoru kıran inşaat sektörünü zora soktu. Sadece konut kredileri incelendiğinde, 2011 Kasım ayı itibari ile geçen yıla oranla geri ödemelerde yüzde 25’lere varan bir artış gözlemlendi. Örneklememiz gerekirse; 2011 yılı başında konut kredisi kullanan bir müşteri 60 ay vadeli 100 bin lira konut kredisi kullandığında yüz yirmi iki bin 463 lira borçlanırken, Kasım ve Aralık ayında konut kredisi kullanan vatandaşların 60 ay vadede borçlandığı miktar 150 bin lira üzerine çıkıyor. Bu artışlar konut piyasasını olumsuz etkilerken inşaat firmalarını da zor durumda bıraktı. Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat sektörü ve inşaat sektörüne bağlı 400 yan sektör, yaşanan bu olumsuz tablodan dolayı şikayetçi. Bu olumsuzlukların üzerine bir de TOKİ eliyle yapılan projelerde artış olması, özellikle inşaat sektörünün yükünü çeken ve emekçileri olan müteahhitleri ve emlak sektörünü baltaladı.
TOKİ’nin haksız rekabet koşullarında ve devlet desteği ile yüksek sayıda gerçekleştirdiği projeler, inşaat sektörünün yükünü taşıyan, milli gelire katkı sağlayan, yerli üretimi destekleyen ve kaliteyi ön plana çıkaran müteahhitlerimizi isyan ettiriyor.
Türkiye, 2011 yılını yüzde 4’lük bir ekonomik büyüme ile tamamlarken, inşaat sektörü yüzde 10’luk bir büyüme oranı yakaladı. Her fırsatta lokomotif sektör olduğu belirtilen inşaat sektörü, yine Türkiye’nin büyümesinde ve istihdam sorununa çözüm noktasında bir numaralı iş kolu oldu. 2011 yılında sektörde görülen büyüme oranı ilk 6 ay içerisinde yakalanmış ve 2011’in ikinci yarısında konut kredi faizlerinin arttırılması ile inşaat sektörü sekteye uğratılmıştır. Büyüme rakamları ve istihdam sayısı artırılarak, ülke ekonomisine artı değer katması beklenen
inşaat sektöründe, 2011 yılı ikinci yarısında, yaşanan olumsuzluklar nedeniyle büyüme devam ettirilememiş, inşaat sektörü durağan bir grafik çizmiştir.
Konut
kredisi faizlerinde yaşanan artış, vatandaşı olumsuz etkilemiş ve konut alımlarını sekteye uğratmıştır. Bunun yanı sıra inşaat malzemelerinde yaşanan artış da engellenememiş, konut satışlarının durma noktasına geldiği şu günlerde inşaat malzemelerindeki artış müteahhitlere ek maliyetler yüklemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2011 yılı dördüncü dönem bina inşaatı maliyet endeksini açıklamalarına göre, Bina İnşaatı Maliyet Endeksi, Ekim-Kasım-Aralık aylarını kapsayan 2011 yılı dördüncü döneminde, toplamda bir önceki döneme göre yüzde 0,91, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 13,79 ve dört dönem ortalamalara göre yüzde 12,41 artış göstermiştir.
Euro bölgesinde yaşanan krizde Türkiye’de olumsuz bir etki yaratarak, durağan bir ekonomi yaşanmasına neden olmuştur. 2011 yılı sonlarına doğru patlak veren ve 2012’yi nasıl etkileyeceği tartışılan bir dönemde, vatandaşımız yatırımlarına ara vererek, elindeki parayı yastık altı yapmayı tercih etmiştir. Piyasada nakit sıkıntısı yaşanmasına sebep olan bu davranış, tüm sektörleri olduğu gibi konut sektörünü de olumsuz etkilemiştir.
Buradan hareketle; 2010 yılı ve 2011 yılının başlarında inşaat sektöründe yaşanan yükseliş 2011 yılının son çeyreğinde gerilemiş, 2012 yılı başlangıcı itibariyle de durma noktasına gelmiştir. GSMH’nın yüzde 67.5’ini karşılayan inşaat sektörünün durma noktasına gelmesi demek, piyasalarda ciddi nakit sıkıntıları olacağının da göstergesidir. Türkiye’de yılda 500 bin konutun ortalama 125 bin liradan satıldığını düşünürsek, sektörün iç piyasada çevirdiği paranın büyüklüğünü görürüz. Konut satışlarının hızlanması ve inşaat sektörünün önünün açılması yönünde düzenlemeler yapılmaması halinde, yılda 67 milyar TL gibi bir rakamın piyasadan çekmiş oluruz. İç piyasadan bu rakamın çekilmesi de başlı başına bir kriz belirtisidir. Konut sektöründe yaşanan bu daralma GSMH’yı da olumsuz etkileyecektir.
Türkiye’nin konut ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat yaşanan bu ortamda yeni projeler üretmek veya konut satmak imkansız hale gelmiştir. İnşaat sektörünün önünün açılması için piyasalar serbest bırakılmalıdır. Yaşanan olumsuz tablonun ortadan kaldırılabilmesi için, devlet kanalı ile tedbirler alınmalı, serbest piyasa rahatlatılmalıdır.
2012 yılında inşaat sektörünün genel görünümüne bakacak olursak, nitelikli projelerin öne çıkacağı ve güçlü olmayan firmaların kapanacağı izlenimine varabiliriz. İniş ve çıkışlarla 2011’i geride bırakan inşaat sektörü, 2012’de durağan bir görüntü sergileyecek gibi görünüyor. 2011 yılında 4-5 proje hayata geçiren inşaat firmaları 2012 yılında maksimum 3 projeyi devreye sokabilecek. Bu konuda firma birleşmeleri yaratılarak sosyal donatılı ve kentsel dönüşüm ağırlıklı projeler meslektaşlarımızın faydasına olacaktır.
2012 yılında sektörde ayrışmaların da artacağı tahmin ediliyor. Özellikle finansman sıkıntısı çeken inşaat firmalarında teslim süreleri uzayabilir. Arsa maliyetlerinin ve emtia fiyatlarının yükselmesi yeni yılda yapılacak konutların fiyatlarını da yukarıya çekebilir. Yeni projelendirilen konutlarda firmalar satış grafiğini artırmak için daha özellikli projelere imza atmalı. Kentsel dönüşüm projeleri ve lüks nitelikli projeler daha rahat satılırken, sosyal donatı ön plana çıkacak. Kentsel dönüşümle birlikte inşaat sektöründe özellikle 2012’nin 3′ncü çeyreğinden itibaren bir hareketlilik bekleniyor. Fakat bu hareketliliğin meyvelerini vermesi 2013’ün başında kendisini gösterir. Türkiye’nin bu kadar beklememesi, inşaat sektörünün zaman kaybetmemesi adına gereken adımlar biran önce atılmalı, ülkemizin lokomotif sektörü desteklenmelidir.